DNA Fenotipleme: Birileri Gerçekten de DNA’larımızı Topluyor Olabilir mi?

Deri pulları, başıboş kıllar, ter boncukları… DNA’mızı gittiğimiz her yere bırakırız. Herkesin DNA’sı benzersizdir ve bu benzersiz genetik yapı yüzümüz de dahil olmak üzere benzersizliğimizi bir kişiye çevirir. Bilim insanları yüzlerimiz ve DNA’larımız arasındaki bağlantıyı nasıl yapacağını yıllardır araştırıyorlardı. Nihai hedefleri ise yüzlerimizi DNA örneklerimizden tahmin etmekti. İnsanlık olarak yakın zamanda bu hedefe dair büyük başarılar elde ettiğimiz söylenebilir. Bildiğimiz gibi DNA örnekleriyle davaların çözümlenmesi, babalık testleri, sağlık alanındaki taramalar gibi birçok alan halihazırda kullanılıyor fakat bu yazıda değineceğimiz şey bunu kullanıp birinin yüzünü tahmin etmemiz olacaktır. [1]

Bu çalışma Aralık 2019’da Nature Communications’da yayınlandı. Bilim insanları henüz DNA ile yüzlerimizin mükemmel tahminini tam olarak gerçekleştiremediler fakat kayda değer birçok atılımın gerçekleştiğini de göz ardı edemeyiz. Bu atılımların temelinde yatan şeylerden biri de belirli DNA parçalarıyla yaklaşık olarak nasıl görünebileceğimizi gösteren programların gelişmesiydi. Bilgisayarların algoritması tüm dünyadan binlerce katılımcının yüzleriyle ve DNA’larıyla beslendi. Bu bilgileri vermelerinin amacı yüz karakteristiklerini ve DNA’nın belirli kısımlarını öğretmekti. Elbette DNA’mızın her bir parçası yüzümüzün nasıl olduğunu belirlemez fakat bu çalışmada belirli bölmelere odaklanıldığından dolayı tüm DNA’nın kullanılması gerekmedi. Hatırlayacağımız üzere nasıl göründüğümüz sadece DNA’mızın farklı zamanlarda farklı oranlarda ifade edilmesiyle değil aynı zamanda çevremiz ve kendi etkilerimizden de çok büyük oranda etkilenir. Örneğin; yıllarca spor yaptığımızda karşımıza çıkan görüntü değişikliklerimiz, bronzlaşmamız, dövmeler yapmamız gibi birçok farklı etkimizle bunu değiştirebiliriz ama şimdilik odaklanmaya çalıştığımız yer burası değil.

Araştırmacılar genetik örneklerin bu denli ayrıştırılmasını sağlamak için ayrıntılı çalışmak zorundaydı. Sadece DNA karşılaştırılması düşüneceğimiz üzere çok büyük veri ve birbiriyle ne denli etkileşiminin olduğunu bilmediğimiz milyonlarca olasılığı doğururdu. Bundan dolayı araştırmacılar insan yüzünü 60 parçaya ayırdılar. Örneğin, burun çok sayıda parçaya ayrıldı. Sonra programı kullanarak hangi DNA parçasının o yüz parçasında önemli tesiri olduğunu izlediler. Özellikle, bilim insanlarının algoritması cinsiyetin, yaşın ve vücut kitle indeksinin tanımlanmasında baya etkiliydi. Göz rengi, saç rengi gibi diğer özelliklerde ise çalışmalarının etkisi iyi değildi çünkü hatırlayacağımız üzere bu gibi yüzümüzle ilgili özelliklerimiz ve daha bir sürü özelliğimiz sadece bir genle değil birçok genin ve çevresel etkinin etkileşmesi sonucu ortaya çıkıyor. Bu yüzden de araştırmacılar halihazırda çok karmaşık olan bilgisayar algoritmalarını daha da karmaşıklaştırmamak adına sadece belirli özelliklere yöneldiler. Ayrıca Araştırmacılar çalışmalarının hukuki soruşturmalarda araştırmaları daraltmada büyük rol oynayacağını iddia ediyorlar. Birazdan göreceğimiz üzere bunlar artık sadece bir iddia olmaktan çıkmıştır. [1]

Bu teknik birkaç yıldır halen aktif olan ve yıllardır yetersiz veya bağdaştırılamayan kanıtlardan, ipucu eksikliklerinden, şahit yetersizliğinden çözülmemiş davaların çözümünde kullanılmaya başlandı. Aklımıza direkt neden DNA örneğini sistemde taratıp kim olduğunu bulmadıkları gelebilir fakat bildiğimiz üzere bu gibi sistemlerde daha önce kaydı olmayan insanları görmemiz mümkün değildir ve her insanın kaydı bu sistemlerde bulunmuyor. Bu gibi durumlarda DNA örneğiyle soy ağacı tarama (yakın kuzenlerin sistemden bulunması), sistemle karşılaştırma ve artık DNA fenotipleme tekniği kullanılıyor.

Suç mahallinden toplanan tanımlanamamış DNA örnekleriyle izlenen olası senaryolar şu şekildedir; [2]

  • Tanımlanamamış DNA’mız var ve bunu şüpheli kişinin DNA’sı ile karşılaştırırız.
  • Eğer eşleştirme başarısız olursa aynı tanımlanamamış DNA örneği halihazırda elimizde bulunan veri tabanıyla karşılaştırılır.
  • Eğer tekrar eşleştirme başarısız olursa araştırmacıların çalışması kullanılabilir.
  • Sistemlerinde bulunan geniş yüz ve DNA verileriyle örneğimiz arasında karşılaştırmalar yapılır, puanlamalar yapılır ve kapsamlı bir puanlama sonrasında olası görüntüler çıkarılır.
  • Fenotipleme ile son çare olarak bu görüntüyü tanıyabilen insanlar var mı diye araştırmaya başlarız.

Tüm bu bahsettiklerimize rağmen DNA fenotipleme denilen yöntem sandığımız kadar yaygın ve doğruluk payına sahip değildir. Yine tahmin edeceğimiz üzere birçok faktörden ortaya çıkan fiziksel özelliklerimiz söz konusu olunca doğruluk düşük yüzdelere kadar iniyor.

Son zamanlarda ise bu yönteme başvuran yerel polisler yıllardır dondurulmuş olan davaları çözmeye başladılar. Örneğin, 2006 yılında 2 yaşlı kadının öldürüldüğü dava 16 yıl boyunca binlerce ipucu ve şahitlere rağmen çözülememişti. 2019 yılında yeniden açılan bu davada şüphelinin açık tenli, 25, 40 veya 50 yaşları civarında olduğunu gösterdiler. Her iki kurban da 70 yaşındaydı ve şans eseri her ikisinin de ismi Marino’du. Birbirlerine çok yakın olan bu iki kurbanın ikisinin de ne eşi ne de çocukları vardı. Her ikisi de boğularak ve sonrasında kafalarına sert bir cisimle vurularak öldürülen bu her iki kurban öldürülmeden cinsel istismara uğramışlardı. Polis her iki cinayeti işleyenin aynı kişi olduğunu düşünüyordu. Parabon NanoLabs’ın sunduğu bu hizmetle tekrar açılan bu davada polis memurları görüntünün tamamen böyle olmayacağını fakat buna yakın olabileceğini söylemekten kaçınmıyorlar. [3]

Yakın zamanda yere sigara izmaritlerini atanların yüzlerini fenotipleyip sergi haline getiren Stranger Visions adlı çalışmada gördüğümüz görüntüler de bize fenotiplemenin düşündüğümüz kadar kötü durumda olmadığı hatta yakın tahminlerde bulunabileceğini gösteriyor. [4]

Atalarınla Tanış

Etik endişeler bir yana bu çalışmalar zaten 23andMe gibi kuruluşlar tarafından çoktandır yapılıyordu. Bu gibi siteler tükürük örneğimizi istiyorlar ve veri tabanlarında karşılaştırma yoluyla yüzde kaç hangi ırktan olduğunuzun verilerini bizlerle paylaşıyorlar. Bu karşılaştırmayı tahmin edeceğimiz üzere DNA örneğini parçalara bölerek yapıyorlar. Karşılaştırma sonrasında ise ismimizi sileceklerinin garantisini veriyorlar. Fakat burada gülünç bir şeyle karşılaşıyoruz. Artık DNA’larımız ile yüzümüz tahmin edilebiliyorsa ismimizi silmelerinin ne önemi kalıyor? [1]

Bu Uygulamalar Birçok Ülkede Yasakken Çin ve Amerika Hevesle Üzerinde Çalışıyorlar

Tahmin edeceğimiz üzere bizim olan ve benzersiz olan DNA’larımızın toplanıp veri tabanlarında toplanması birçok insanı endişelendiriyor ve etik kaygılara neden oluyor. Almanya ve Hollanda’nın başta olduğu bazı ülkeler bu çalışmayı yasaklarken Amerika ve Çin, bir kıl parçasından insanları tanımaya hevesle yaklaşıyorlar. Gizliliğin ihlali olarak adlandırılabilecek bu çalışmaların ne zaman ve hangi koşullarda kullanılacağına dair büyük endişeler bulunuyor. [1]

Tüm bu etik kaygılar bir yana bu tür yöntemlerle çözülen davalar git gide popülerleşiyor ve araştırmacıların odak noktası haline geliyor. Yine konu hakkındaki etik kaygılar ise devam ediyor, hatta alevlendiğini düşünebiliriz.

Bu yazı belirtilen kaynaklardan yapılan çevirilerle hazırlanmıştır.

Yazar: Furkan Takeş

KAYNAKÇA ve OKUMALAR

  1. A Rough Portrait of Your Face, Painted by your DNA. Harvard University.
  2. Facial recognition from DNA using face-to-DNA classifiers
  3. The controversial company using DNA to sketch the faces of criminals-Nature
  4. Stranger Visions Art
  5. https://www.dijifi.org/2019/06/stranger-visions.html
  6. DNA Phenotyping – Parabon® Snapshot® DNA Analysis Service

You may also like...

6 Responses

  1. Asmin Atay dedi ki:

    Yine harika bir yazı olmuş , tebrik ederim dostum 👏🏻

  2. Aysel dedi ki:

    Eline sağlık üstad çok başarılı olmuş. Gerçekten ilginç bir konu. Yeni yazılarını merakla bekliyoruz🖐️

  3. Murat Yılmaz dedi ki:

    emeğine sağlık. güzel bir çalışma

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir