Dil Öğrenmek Beynimizi Hastalıklara Karşı Yeniden Yapılandırıyor ve Kişiliğimizi Dahi Etkiliyor!

Yeni bir dil öğrenmemiz günümüz şartlarında neredeyse kaçınılmazdır. Uluslararası bilimsel kaynakları taramak için, bilimde çağdaşlarımızdan geri kalmamak için hepimizin bir noktada zorunda kaldığı bu durumun beyinlerimiz üzerindeki etkileri sanılandan çok daha büyük olabilir.

Hepimizin bildiği gibi yeni bir dilde uzmanlaşmak çok çetrefilli bir süreçtir çünkü doğumumuzdan itibaren maruz kaldığımız ana dilimizin aksine yepyeni bir kültürün bizimkine çok da benzer olmayan yapısına ve perspektifine uyum sağlamak kolay bir süreç değildir. İşte tam burada yani uyum sağlamaya çalışma sürecimizde beyinlerimizi etkileyen daha doğrusu beyinlerimizi yeniden şekillendiren, yeni bağlantılar oluşturan bu durumun bilişsel düşüş üzerindeki etkileri hakkında son derece karşıt fikirler olsa da yapılan çalışmalar Alzheimer Hastalığı, Hafif Bilişsel Bozukluk (MCI) ve Demans hastalıklarına ışık tutabilir!

İki Dil Bilmek Gerçekten de Beyinlerimizi Değiştiriyor Mu?

İsveç’te denekler 3 haftalık yoğun bir dil öğrenme sürecine giriyor. Bu sürecin sonunda elde edilen Manyetik Rezonans görüntülerinde de görüldüğü gibi beyinlerimizdeki belirli bölgeler yeni dil öğrendikten sonra büyüyor. Kortekslerimizdeki bu büyüme sadece hafızayla ilgili bölümleri değil mantıksal kararlar verirken kullandığımız prefrontal kortekslerimizi de etkiliyor olabilir! [1]

Örneğin yetişkin bir Japon kökenli olup hayatı boyunca Japonca konuşan bir kişiye ‘r’ ve ‘l’ sesleri arasındaki fark sorulduğu zaman bunları ayırmada zorluk çeker. Nehir anlamına gelen ‘river’ kelimesiyle karaciğer anlamına gelen ‘liver’ kelimesinin seslerini ayırt etmek pek kolay değildir. Aksine hayatı boyunca İngilizce konuşan bir kişi kolaylıkla bunları ayırt edebilir. Bir çalışmada Japon kökenli deneklerin İngilizce bir yazılım aracılığıyla bu iki ses arasındaki ayrımı öğrenmesi sağlanmış. İngilizce kullanıp bu kelimeler arasındaki ayrımı yaptıkları zaman beyinlerinde aktifleşen bağlarla, Japonca kullanıp bu kelimeleri ayırt etmeye çalıştıkları bağlantıların tamamen farklı olduğu keşfedilmiş. Tam da bu noktada ayrımı yapmak beyinlerimizi yeniden yapılandırmaya bağlıydı. Yani söylenenler bir noktaya kadar doğruydu. Yeni dil öğrenmek beyinlerimizi değiştiriyordu! [1]

 

Beyinlerimizi Değiştiriyor Fakat Hastalıkları Önlüyor mu?

1920’lerin popüler görüşü çok dil bilmenin ileri yaşlarda bilişsel bozukluklara yol açtığıydı fakat bilimin ilerlemesiyle bunun tam aksinin yani ikinci bir dil öğrenmenin beyinlerimiz için faydalı olduğu, hatta bu faydaların ileri yaşlarda çok daha belli olduğu kanıtlanmıştır. Üstüne üstlük üçten fazla dil bilmenin demansa yakalanma yaşımızı (genel olarak Alzheimer Hastalığı demansın en yaygın nedenlerinden biridir.) ortalama olarak 4,5 yıl geciktirdiği yönünde çok sayıda çalışma mevcut. Peki bu çalışmalar ne kadar doğru ve bunların bilimsel bir değeri var mıdır? [a]

Amerikalı araştırmacıların yaptıkları bir çalışmaya göre hayat boyu iki dilli olmanın beyni bilişsel düşüşten koruduğu, özellikle de Alzheimer Hastalığı semptomlarından koruduğu gösterilmiştir ancak bu duruma karşıt çalışmalar da yok değil. Diğer çalışmalar da iki dil bilmenin bilişsel fonksiyonları korumakla bir alakası olmadığını gösteriyor ancak tam bu noktada dikkat etmemiz gereken etkenler var. Araştırmacıların da söylediği gibi bu sonuçlarda deneklerin eğitim seviyeleri, göçmen olup olmamaları, kültürel ve sosyal farklılıklar arasındaki eşitsizlikler göz ardı edilmiş. Örneğin; göçmenlerin daha az mortalite ve morbidite oranına sahip olması da sonuçları etkileyebilecek bir etkenken araştırmalardaki heterojenlik dil öğrenmekle bilişsel düşüşün engellenmesi arasındaki bağlantıyı fark etmemizi engelliyor olabilir. [b]

Kanada’nın Concordia Üniversitesi Psikoloji bölümünün yürüttüğü bir çalışma göç sorununu ortadan kaldırıyor. Bu çalışmada geleneksel tomografi görüntülerinin yerine Manyetik Rezonans görüntüleri kullanılıyor. Bu görüntülerin araştırma için daha güvenilir olduğunu iddia ediyorlar. Ayrıca bu çalışmada 34’ü birden çok dil bilip hafif bilişsel bozukluğu (MCI) olan, 34’ü tek dil bilen hafif bilişsel bozukluğu olan, 14’ü birden çok dil bilip Alzheimer hastası olan, 14’ü de bir dil bilip Alzheimer hastası olan toplamda 96 denek kullanılıyor.  Çalışmada medial temporal lob ve frontal alanlar izleniyor. Manyetik Rezonans görüntülerinde iki dil bilenlerin serebral kortekslerinin daha kalın ve gri madde yoğunluklarının daha fazla olduğu izleniyor. Elde edilen bulguların yeni dil öğrenmenin beynin yeniden yapılanmasındaki etkileri desteklediğini öne süren  Natalie Phillips ek olarak çalışmayı şöyle özetliyor:

“Çalışmamız iki dil bilmenin belli beyin bölgelerindeki kortikal kalınlığa ve gri madde yoğunluğuna katkıda bulunduğunu gösteriyor.’’ [3]

Dil Bilmek Geçirilen Bir İnme Sonrası Beyindeki Yenilenmeyi Arttırıyor Olabilir

Edinburgh Üniversitesindeki araştırmacı Thomas Bak’ın (Bilişsel sinirbilim alanında uzmanlaşmıştır.) bulgularına göre inme geçiren insanlar arasında iki dil bilenler bir dil bilenlere göre daha yüksek oranda tamamen iyileşme gösteriyorlar. Çalışmada 608 kişiden iki dil bilenlerin %40’ı tamamen iyileşirken tek dil bilenlerin sadece %20’si iyileşmiş. Bak’ın dediğine göre dil öğrenmenin de bir tür zihinsel jimnastiğe neden olması ve oluşan yeni bağların inme gibi durumlardaki hasarla başa çıkmada rol oynaması çalışmanın temelini oluşturuyordu. [4]

 

Cinsiyeti Olan Kelimeler Gerçekten de İnsanların Dünyaya Olan Bakışlarını Etkiliyor Olabilir mi?

Tüm sincapların dişi olmadığını hepimiz biliyoruz değil mi? Farklı diller konuşmak nasıl düşündüğümüzü etkiler mi?

Örneğin Maria Sera anadili İspanyolca olan biridir ve tüm sincapların dişi olduğunu düşünerek büyümüştür. Bu hata bireysel bir hatadan ziyade İspanyolcada sincap kelimesine karşılık gelen ‘Ardilla’ kelimesinin daha çok kadınsı olduğuyla alakalıdır. Maria Üniversitede yaptığı bir çalışmaya göre Fransızca ve İspanyolca gibi kelimelere cinsiyetler atfeden dillerde sincapların dişi olmasından daha absürt olarak bazı objelere erkeksi ya da kadınsı karakterler atfediliyormuş.  [5]

 

Zaman Algısı ve Tüketim Alışkanlığı

Zaman kavramının herkes için aynı olduğu düşünülebilir (Tabii ki Einstein zamanın herkes için farklı olduğunu ispatlayarak devrimsel nitelikte buluş yapmıştı fakat konumuz zamanın fiziksel boyutundan ziyade algısal boyutu.) Bir araştırmaya göre farklı diller konuşarak zamanı farklı algılıyoruz. İngilizler için zaman çizgiseldir. Soldan sağa doğru akar. Çinliler için zaman fikri üzerinde ve altında kavramlarından ilerler. Yunanlarda ise zamanın büyüklüğü veya küçüklüğü büyük rol oynar.

Dahası davranışsal ekonomide uzman olan Keith Chen ilginç bir keşif yaptı. Keith, hangi dili kullandığımıza göre finansal ve ekonomik konulara yaklaşımımızın tamamen değiştiğini ifade ediyor. İngilizce, İspanyolca veya Portekizce gibi diller belirli zamanı işaret ederler ve geçmiş, günümüz ve geleceği birbirlerinden ayırırlarken diğer yandan Çince gibi zamansız diller farklı zamanlardaki eylemleri ifade etmek için benzer ifadeleri kullanırlar. Keith zamansız dilleri konuşan insanların çok daha fazla para biriktirdiğini söylüyor. Bunun ise gelecek hakkında konuşulduğunda uzak ve biraz mesafeli bir şeyden bahsettiğimiz için para biriktirmek için daha az motivasyonumuz olduğunu öne sürüyor. [6]

Renkleri Ayırt Etmenin Dille İlişkisi Var mıdır?

Renklerin ayrımı çok da açık değildir. İngilizce ve Almancada mavi ve yeşil ayrı iki renkken Japoncada ise bu iki renk aynı rengin tonlarıdır. 1954 de Lenberg ve Brown araştırmacıları Amerikan, Alman ve Japon öğrenciler üzerinde bir deney yaptı. Onlardan renklerini ayırmalarını istedi ve sonuçlarda göründüğü üzere Japon kökenli öğrenciler mavi ve yeşili ayırt etmede sorun yaşadılar. [6]

 

Bir diğer örnek ise Yunanlar hakkındadır. Örneğin Yunancada mavi için iki kelime vardır. Biri açık mavi için ‘galázio’ iken diğeri ise koyu tonları için ‘ble’ kelimesidir. Bir çalışmaya göre Yunan konuşmacılar mavinin tonlarını İngiliz konuşmacılara göre çok daha hızlı ve iyi ayırt edebiliyorlardı. [5]

Yeni bir dil öğrenmemizin hastalıklar üzerindeki etkilerinin her ne kadar halen üzerinde çalışılması gereken bir alan olduğunu bilsek de öğrenmenin beyin üzerindeki etkisinin süper bir etki olduğunu öne sürmememiz hiçbir neden yok!

 

KAYNAKÇA VE OKUMALAR

  1. https://www.theguardian.com/education/2014/sep/04/what-happens-to-the-brain-language-learning
  2. a)https://knowablemagazine.org/article/mind/2018/how-second-language-can-boost-brain  b) https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC5656355/
  3. https://www.medicalnewstoday.com/articles/cognitive-dysfunction-linked-to-covid-19#Growing-body-of-evidence
  4. https://www.sciencedaily.com/releases/2015/11/151119211415.htm
  5. Oxford Solutions
  6. https://www.argosmultilingual.com/blog/how-language-shapes-our-perception

Şunları da beğenebilirsiniz...

6 Yorum

  1. Avatar Seray dedi ki:

    Çok güzel bir yazı olmuş👏🏼👏🏼

  2. Avatar Yavuz dedi ki:

    Örneklere bayıldım, eline sağlık Takeş 😊

  3. Avatar Zehra dedi ki:

    Tebrik ederim,oldukça keyifliydi ve ufuk açıcıydı☺️👏

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir