Duyular ve Algılarımız Arasındaki İlişki

kapak

Duyuları bizi dış dünyaya bağlayan ve etrafımızı anlamamıza yarayan içsel izlenimler bütünü olarak tanımlayabiliriz. Peki Aristo’dan bu yana bildiğimiz 5 temel duyumuz ne kadar güvenilir? Onlar sayesinde algıladığımız dünya ne kadar gerçek? Lezzet sadece tatma duyumuzla oluşturduğumuz bir sonuç mu?

Duyuların Yanılabilirliği

1997 yılında deneysel psikolog Daniel Simons ve meslektaşı Daniel Levin “The Door Study” adlı bir deney yapıyor. Araştırmacılar öncelikle yoldan geçen yabancılara yol tarifi soruyorlar. Konuşma devam ederken araştırmacı ve yabancı arasından işçi görünümlü bir grup bir kapıyı taşıyarak geçiyor ve konuşma bir süreliğine bölünüyor. Bu sırada araştırmacı bir başkasıyla gizlice yer değiştiriyor fakat yol tarifi yapan yabancı bu değişimi fark edemiyor. İşte sizin için deneyin bir videosu:

Deney başka kişiler tarafından farklı ortamlarda tekrarlanıyor fakat katılımcıların çoğu bu değişimi fark edemiyor.

Literatüre “change blindness” olarak geçen bu deney bize ne anlatıyor? Siz olsaydınız bu değişimi fark edebilir miydiniz? Çoğumuz çevremizde olan bitenin farkında olduğunu düşünür. Peki ufak bir testle duyularınızı sınamaya ne dersiniz?

Yukarıdaki videoda topun bir anda havada yok olduğunu mu gördünüz? Merak etmeyin, yalnız değilsiniz. Psikolog ve illüzyonist Gustav Kuhn’ın bu deneyinde görüntüyü izleyen kişilerin 2/3’ü topun havada yok olduğunu iddia ediyor. Gerçekte ise durum bundan farklı. Görüntüyü tekrar dikkatle izlerseniz 3.’de aslında topun havaya hiç atılmadığını görebilirsiniz. Yani gerçekte olmayan bir şeyi gördünüz. Bunun nasıl mümkün olduğunu merak ediyorsanız görme olayının nasıl gerçekleştiğinden bahsedelim. Dışardan gözümüzle aldığımız bilgiler elektriksel sinyallere dönüştürüldükten sonra optik sinirlerle beynimizdeki görme merkezine ulaşır ve son halini alır. Yani dışarı algımız beynimizde oluşur, gözlerimizde değil.

f1

Yukarıdaki görselden de anlaşılacağı üzere bilgilerin görme merkezine ulaşması için bir yol kat etmesi gerekiyor. Bunun için ise 100 milisaniye gibi bir zaman gerek demektir ki biz aslında şu an olan olayları değil geçmişi görüyoruz.

100 milisaniyenin çok önemli bir gecikme olmadığını düşünebilirsiniz ama eğer saniyede 1 metre ilerleyen bir cisme bakarsanız onun aslında bulunduğu yerin 10 cm gerisindeki halini görmüş olursunuz. Durum buysa, size doğru atılan bir topu yakalamak imkansız olmaz mıydı? İşte bu noktada beynimizin imkansızı başardığını, ’geleceği’ tahmin edip buna göre bir davranış modeli oluşturduğunu görüyoruz. Tabi bu işin biraz daha süslenerek söylenmiş hali. İç Modelimiz -Our Internal Model- geçmişte aldığı bilgileri gelecekte olanları tahmin etmede kullanır. Kuhn’ın deneyini ele alacak olursak top iki kez havaya atılıyor, üçüncüde top havaya atılmasa da beynimiz topun tekrardan havaya atılacağını varsayarak buna göre görüntü oluşturuyor fakat top havaya atılmadığı için topun havada yok olduğunu sanıyoruz. Bu ilginç çünkü basit bir dikkatsizlikten bahsetmiyoruz, deneyimlediğimiz ve oluşturduğunuz bir gerçeklikten bahsediyoruz.

f2 f3

Muhtemelen bu fotoğrafları daha önce görmüşsünüzdür. 1. Görselde kimi kişiler ördek kimisi tavşan görüyor. 2. Görselde ise bazı insanlar elbiseyi mavi siyah görürken bazıları sarı beyaz görüyor. Kişinin iç modeli, fotoğrafa bakış açısı, ortamın ışıklandırılması gibi pek çok etken fotoğrafa bakınca görülen şeyin değişmesine neden olabiliyor.

Çoklu Duyu (Multisensory): Yemeğin Sesi Tadını Değiştirir mi?

Moir, Londra’daki Kimya ve Endüstri Derneği Lezzet Grubu’ndan bilimsel meslektaşları için büfede yemekler hazırladı. Yemeklerin birçoğu uygunsuz bir şekilde renklendirilmişti ve akşam yemeği sırasında birçok kişi yiyeceklerin lezzetinden şikâyet ediyordu. Ancak, yiyeceklerin yalnızca renginin değişmesine rağmen, birçok kişi bazı yemekleri yedikten sonra hasta olduklarını bildirdiler.

Diğer çalışmalarda da çilekli musun beyaz bir kâseden yenildiğinde siyah kasedekine oranla %10 daha tatlı hissedildiği ortaya konmuştur.

Bir gıdanın görüntüsünün kokusunun ve tadının o gıdadan aldığımız lezzeti etkilediği aşikâr peki ya gıdanın sesinin de aldığımız lezzeti etkilediğini söylesem bana inanır mıydınız?

2004 yılında C. Spence ve M. Zampini bu konuda bir deney gerçekleştirdiler. Ses yalıtımlı bir odada deneklere kendi seslerini mikrofondan dinlemeleri için kulaklıklar verildi ve yedikleri patates cipslerinin tazeliği hakkında yorum yapmaları istendi. Deneklere hep aynı paketten cips verildi fakat kulaklarına giden sesin frekansında oynamalar yapıldı. Sesin frekansı yükseldikçe deneklerin yorumları cipsin taze olduğu yönüne kayarken frekans düştükçe yorumlar cipsin bayat olduğu yönüne kaydı.

 

“Lezzet açıkça çoklu modeldir ancak bunun sınırı nerededir? Görsel ve işitsel uyaranlar lezzet algısını etkilediğinden, tat duyusunun parçası mıdır? Ağızda deneyimlenmiş lezzet terimini anlamak için tüm duyuların göz önünde bulundurulması gerekir.” (Charles Spence)

 

Bu yazı Doç. Dr. Gülsüm Akdeniz’in Duyuların Sinirbilimi adlı webinarından esinlenerek hazırlanmıştır.

Yazarlar: Amine Türkmen, İrem Kılıçgil

 

Kaynakça:

 

  1. Zampini, Massimiliano & Spence, Charles. (2005). The role of auditory cues in modulating the perceived crispness and staleness of potato chips. Journal of Sensory Studies. 19: 347 – 363. DOI:10.1111/j.1745-459x.2004.080403.x.
  2. http://hdl.handle.net/11607/3712
  3. Experiencing The Impossible: The Science of Magic, Gustav Kuhn, The MIT Press
  4. Levin, D.T., Simons, D.J. Failure to detect changes to attended objects in motion pictures. Psychonomic Bulletin & Review 4, 501–506 (1997). https://doi.org/10.3758/BF03214339

You may also like...

1 Response

  1. internet perisi dedi ki:

    Günlük yaşantıda çok farketmesek de beynimizin duyuları algılama şeklinin bu kadar yanıltıcı olabileceğini tahmin etmemiştim hiç. Meğer illüzyonu yapan beynimizmiş 🙂 Yazı için teşekkürler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir