Dorian Gray’in Portresi: Tuvalde Bir Hayat

Oscar_Wilde_3g07095u-adjust

Oscar Wilde

Şimdiden uyaralım bu yazıda kitaptaki olaylardan bahsedeceğiz. Dorian Gray’in Portresi, Oscar Wilde’ın yayınlanmış tek romanıdır. Oscar Wilde, bu romanıyla karakterlerin hikayeleri üzerinden felsefi bir sorgulama içine giriyor. İnsan ruhunu tüm çıplaklığı ile ortaya çıkarırken hayattaki zıtlıkları vurgulayarak okuyucusunu düşünmeye sevk ediyor. Wilde bu romanıyla döneminin etik kalıplarını o derece zorluyor ki, İngiliz yetkilileri onu hapsedilerek cezalandırmak zorunda kalıyor. Bu haliyle oldukça kışkırtıcı olan kitapta Wilde, uzun betimlemelerle okuyucuyu alıp sürüklerken, ayrıntılara rağmen bunaltmamayı başarıyor.

Hikaye, Basil Hallward adında bir sanatçının hayran olduğu dostu Dorian Gray’in portresini yapmasıyla ve portrenin güzelliğinin diğer bir dostu olan Lord Henry’yi etkilemesiyle başlar. Portre gerçek Dorian kadar güzeldir hatta Dorian’ın eşidir. Güzelliğin günahsız ve tasasız, düşünmekle yorulmamış yüzlerde olabileceğine inanan Lord Henry, Dorian’ın bu boş bir tabloyu andıran saflığını kendi idealleri doğrultusunda kullanarak, şekillendirmek ve boyamak ister. Basil ise hayran olduğu güzelliğin ve saflığın bozulmasını istememekte ve elinden geldiğince Dorian’ı korumaya çalışmaktadır. Romanda Dorian Gray’in boyanmaya ya da diğer bir ifadeyle kirlenmeye başladıktan sonra hayatındaki değişmeler konu alınır.

Wilde, kitapta çokça Lord Henry üzerinden saf güzelliğin sadece cahil ve toy kimselerde bulunabileceğinden bahsetmiştir. İnsan öğrendikçe etrafını fark etmeye başlar, fark ettikçe yapabileceklerini ve dünyanın sunabileceği hazları keşfeder, keşfettiği her yeni hazla suç işlemek için kendine bir mazeret bulur ve en sonunda çirkinleşir. Bu yüzden saflık güzelliktir; bilgiden ve getireceği günahlardan uzak…

“Her şeye inanabilirim yeter ki inanılmaz olsun.”

Lord Henry, Dorian’da yaygın olmayan zekice denebilecek fikirlerini üzerine kusabileceği boş bir hayat bulmuştur. İdeallerini daha önce düşünmeyi hiç tatmamış hayatlar üzerinde diretir, bir şekilde karşısındakini kendine mürit eder. Böylece insanların hayatlarını mahvetse de bir şey kaybetmez, sadece monoton hayatından ilginç bir karakter eksilmiş olur. Bunun yanında, Dorian’ın portresinin Lord Henry’nin etkisiyle çirkinleşip ağırlaşması bu etkilerin gözle görünür olduğunu simgeler. Bu aşamada portrenin Dorian’ın vicdanı olduğundan da bahsedilir.

“İçine duygu katılmış her portre sanatçının portresidir aslında, modelin değil.”

Kitapta vurgulanan bir başka nokta ise Dorian’ın duru güzelliği sebebiyle onu tamamen tanıyana kadar kimsenin onun saflığından şüphe etmeye cesaret edememesidir. Yazar burada her ne kadar Rönesans döneminden gelen, “güzellik kavramı içinde saflığı ve ilahi olanı barındırır” düşüncesini eleştirdiyse de bugün hala insanların görünüşlerine göre yargılandığı bir dünyada yaşadığımız gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Wilde, bu kitapta gerek karakterleri gerekse felsefi temelleri olan bir konuyu işleyişi ile yaygın bir anlayışa, karşı duruş geliştirmeyi amaçlamaktadır. Ona göre, sanat toplum için değildir. Sanat Dorian’ın portresinde olduğu gibi sanatçının bir parçasıdır. Sanatçıdan doğmuş ve topluma hizmet gayesi gütmemiştir. Sanat salt sanattır.

Dorian Gray’in Portresi, insan ruhu ve davranışı üzerine kritik ve büyük fikirler içeren ustaca yazılmış bir roman ve bir sanat eseri. Okurken haz duyacak, belki karakterlerle tartışacaksınız ama elinizden bırakamayacaksınız.

İyi okumalar.

Hazırlayan: Elif Serra Çevik

You may also like...

2 Responses

  1. İrem Kılıçgil dedi ki:

    Çok güzel bir yazı olmuş. Ellerine sağlık.

  2. Merve Dönmez dedi ki:

    Çok güzel olmuş, eline sağlık. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir