Big Fish: Hikayelerde Sonsuzlaşmak

“Kafamın içinde binlerce düşünce dolaşıyor ama hiçbirini dile getiremiyorum.”

Tim Burton’ın herhangi bir filmini tanımlamak istesek filmde geçen bu cümleyi kullanırdık herhalde. Yönetmenin filmografisine baktığımızda Beetlejuice, Edward Scissorhands, Alice in Wonderland, Corpse Bride gibi yapımlar görüyoruz ki bunların hepsi kendi atmosferi bulunan oldukça fantastik yapımlar. Big Fish işte böyle bir yönetmenin ellerinde Ewan Mcgregor gibi çok sağlam bir oyuncuyla buluştuğunda insanı etkisi altına alan bir yapıma dönüşüvermiş. Çoğu sinema eleştirmenine göre Big Fish yönetmenin en başarılı filmi. Peki bu filmi diğerlerinden farklı kılan ne? Bunun cevabı için öncelikle filmde kullanılan bir teknikten bahsetmemiz lazım. Bu teknik ünlü halkbilimci Proop’un masal çözümleme tekniği. Filmin anlatım dili tamamen bunun üzerine kurulmuş. Yani adeta bir modern masal. Peki film bize neyi anlatıyor?

Filmde hayalleriyle bütünleşmiş ve onları kendi gerçekliğine dönüştürmüş bir adam seyrediyoruz. Gençliğinden beri inanılmaz bir inançla ve ısrarla tüm bu kurgularını herkese her yerde gerçekmiş gibi sunan birisi. Diğer taraftaysa babasının bu anlatılarıyla büyüyen bir çocuk var. Bu çocuk büyüyünce sözümona “yetişkin” olunca babasının bu anlatılarını sorgulamaya başlıyor ve ondan bir anda uzaklaşıyor. Film bu baba oğul ilişkisini ve sonucunu şiirsel bir anlatımla harmanlayarak bize sunuyor.

Peki gelelim filmdeki esas olaya. Edward Bloom’un anlatıları ne kadar gerçekti, Edward deli miydi?

Edward’ın anlatıları tamamen hayal değildi, tamamen gerçek de değildi. O gerçek anlamda maceraperest biriydi. Gerçekliğin sıkıcı dünyası ona istediği ortamı sunamıyordu. İşte bu nedenle o gerçek hayatta bizzat tanıdığı insanlara hayalinde bir rol veriyordu. Örneğin bir iş yolculuğu sırasında tanıdığı Jenny karakteri çocukluğunda bile var olan bir cadıya dönüşüyordu. Onun bu durumu bilinçli bir seçimdi. Fiziksel kanunlarla sınırlı dünya ona yetmiyordu. Karakterin kendisinden bir alıntı “ Dev gibi bir insanın sıradan bir yaşamı olamaz.” O da kendini bir dev gibi görüyordu. Onun buradaki devden kastı kendi hayal dünyası ve yapmak istedikleriydi. Mutlu olduğu yer gerçek dünya değil işte bu hayal dünyasıydı ve bu onu deli yapmıyordu. Anlattığı bir masalda papağanların her şeyi konuştuğunu ama inanç ya da din hakkında konuşmadığını söylüyor ki bu aslında onun kırmızı çizgisiydi. Yani hayallerinde her şeyden bahsedeceğini ama din ve inançtan bahsetmeyeceğini çünkü bunun insanları kırabileceğini söylüyor. Buradan da Edward’ın asıl amacının hayallerinin herkes için bir mutluluk kaynağı, sığınak olmasını istediğini anlıyoruz. Zaten filmi dikkatli izlersek gerçek dünyada renkler daha soluk ve insanlar daha mutsuzken Edward’ın dünyasında her şey rengarenk ve insanlar daha mutlu görünüyor. Tıpkı Edward Bloom’un adı gibi, her şey çiçek açıyor.

Bunları yaparken bir eğitici konumuna gelen Edward aynı zamanda hayatındaki herkesi etkiliyor. Örneğin filmin ilerleyen sahnelerinde Jenny, Will’e babasını anlatmaya çalışırken Edward’ın tekniğini kullanıyor. Yani Edward hayatına giren herkesi bir şekilde etkilemiş ve kendi felsefesini onlara da aşılamış.

“Hepimiz sonsuza dek yaşayacağını sandık. Herkes sonbahar yaprakları gibi birer birer düşerken bekleyen sert kışa dayanacak tek kişi sen olursun sandık. Sanki bir tanrıymış gibi.”

Ve gelelim filme adını veren büyük balığa. Balık neydi ya da kimdi?

Filmin başından beri gösterilen bu efsanevi balık aslında Edward’ın kendisiydi. Asla yakalanamayan bu balık kendisiydi çünkü Edward kendini hiçbir zaman gerçeklikle sınırlandıramıyordu. Edward’ın balığı yakaladığını söylemesi eşiyle evlenmesi anlamına geliyordu. Dikkat ederseniz balığı nişan yüzüğünü kullanarak yakalıyor. Bu da Edward’ın eşini ne kadar sevdiğini ve sevgisini içerisinde taşıdığını sembolize eden bir detay. Balığın kullanıldığı diğer sembol ise Will’in babasını anlamaya başladığında balığın havuzda belirmesiydi. Biz balığın Edward olduğunu Will aracılığyla anlıyoruz aslında. Edward’ın hastanede olduğu sahnede doktor Will’in yanına gelerek “İşte gerçekler bu kadar acımasız.” diyor. İşte o zaman Will babasının gerçek amacını anlamış oluyor ve balığın aslında Edward olduğunu bize aktarıyor.

Finalde de her şey Edward’ın istediği gibi görünüyor. Cenazesinde herkes mutlu ve bir arada. Çünkü onun dünyasında gerçek dünyanın sıkılıcığına yer yoktur.

“Babamın aslında ölmekte olmadığını işte o zaman keşfettim. Sadece değişiyordu, hayatına devam edebilmek için kendini yeni ve farklı bir şeye dönüştürüyordu.”

Yazan: Yağmur Şimşek

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir